Lulutata
Çalışan Anne Olmak ve Suçluluk

Çalışan Anne Olmak ve Suçluluk

Gebelik ve Doğum15 Ekim 2016İK ProfesyoneliCanel Gürgen

Hiç kimse, çalışan annelerin hayatının kolay olduğunu söyleyemez. Muhakkak en çok “çalışan anneler” birbirlerini anlıyorlar. Çalışmak isteyip çalışamayanlar vicdan muhasebesine devam ederken, çocuklu olmayanlar da hayranlıkla bakıyorlar, hem annelik yapıp hem çalışanlara.

 

Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler elbet, imkanı olmadığı için çalışamayan nice anneler var. Ancak şartları müsait olup da sadece vicdan azabından çalışmayan anneler için, kalbimden gelenleri yazmak istiyorum. Üstelik henüz bir anne değilken, kendi annemle olan ilişkim, aldığım eğitim ve gözlemlerimden güç alarak.

 

İnsan yetiştirmek tartışmasız bu dünyanın en zor mesleği. 30’lara, 40’lara gelip yaşadığımız sorunların sebebini araştırmak için psikolog / terapist desteği aldığımızda çoğu zaman 0-7 yaş arası yaşanmışlıklara ve öğrenilmişliklere atıfta bulunuluyor.

 

Bir bebeği dünyaya getirmekten daha kutsal olan o bebeği büyütmek diyoruz ya, bence bir tık ötesi daha da kutsal. Bir çocuğu yani bir insanı yetiştirmek için verilen emeğin ve harcanan zamanın kalitesi!

 

Araştırmalar Ne Diyor?

 

Çocuğu ile tüm gün beraber olup televizyon seyreden, çocukla nitelikli vakit geçirmeyen ya da gün içerisinde 8-10 saat çalışmanın ardından çocuğu ile iş dönüşü bir kaç saat oyun oynayabilen, kaliteli zaman geçirebilen, dikkatini verebilen anneler var. Herkesin kendine özel şartları var. O şartlar çerçevesinde, çocuğa değerli olduğunu ve çok sevildiğini gerektiği şekilde hissettirmekten, ihtiyaçlarını önemsemekten daha önemli bir şey yok.  Çocuklar anne karnında etkilenmeye başlıyorlar herşeyden, “onlar anlamaz” diye düşünen yeni nesil ebeveyn kaldığını düşünmüyorum, düşünmek istemiyorum. Bir çocuk “gerçek ilgi” nin ne olduğunu çok iyi anlıyor ve ona göre tepki veriyor.

 

Nice “sürekli çocuğu ile olan” anneler ve nice “erkenden iş hayatına dönen” anneler gözlemliyorum. Bir çok araştırmada çalışan annelerin çocuklarının daha iyi birer öğrenim hayatları olduğu, okul ve sosyal yaşamda daha başarılı oldukları, çalışmayan annelerin daha depresif olduğu veya iyi bir kreşe devam eden çocukların daha sosyal olduğu gibi sonuçlar / bulgular saptanmış. Araştırmaların söylediğini gerçek hayata bakarak görmek de mümkün. Hepimiz çevremizde tanık olmuyor muyuz?

 

Mesele, annenin çalışıp çalışmaması değil de annenin mutlu olup olmaması.  Kendini sıklıkla iyi hissetmeyen anne, çocuğu ile ne kadar kaliteli ve düzgün bir ilişki kurabilir?

 

Annelik: En Zor Meslek

 

Aslında soru şu olmalı: çocuktan bağımsız olarak, “çalışmak, anneye iyi geliyor mu?” Evet cevabı verilebiliyorsa, çocuk bu kararda negatif olarak etkili olmamalı çünkü doğru iletişim kurulduğunda, kaliteli zaman geçirildiğinde ve ihtiyaçları karşılandığında bu durum bir sorun teşkil etmiyor. Bir çocuk annesinin neden çalıştığını bilmeli. Bence bir anne, konuya ne anlam yüklüyorsa, çocuk da onu öğreniyor. Köpekten korkan bir çocuk düşünelim. Başına korkusunun temelini oluşturacak kötü bir deneyim gelmemişse şayet, ya anne yada babasının aynı fobiye sahip olduğu görülüyor. Özgül fobilerdeki genetik faktörü. Sadece para için çalışmak zorundayım demek başka, çalışıyorum çünkü bana böyle böyle (sebep her ne ise) fayda sağlıyor demek başka.

 

Her ne olursa olsun, çocuğun, ailesinin yanında olduğunu bilmesidir önemli olan. Zaten değerleri, alması gerekenleri erken yaşta ailenin içinde ve sosyal çevrede gözlemleyerek ediniyor. Sürekli birlikte olarak daha fazla sevgi de aktarılmıyor.

Bir annenin yapabileceği en iyi şey, çocuğunun “kendisi” olmasına izin vermektir. Ne kadar birlikte zaman geçirilse de o çocuk büyüyecek ve kendi hayatı olacak.

 

İyi anne olmak, iyi eş olmak, iyi evlat olmak “kendini sıfırlamak”, “kendini hiçe saymak”, “kendini feda etmek” olmamalı. Fedakarlık kavramı gözden geçirilmeli öncelikle.

 

  • Çocuk, annesine / ailesine bağlı değil, “bağımlı” bir yetişkin olduğunda yalnız kalma korkusu ve peşi sıra kaygı bozuklukları ile boğuşabilir.

 

  • Yanında sürekli bir annenin varlığı ile büyüdüğünde de, “onaylanma ihtiyacı” na bağımlı bir yetişkin olabilir.

 

  • Anne hayatının merkezine çocuklarını koyduğunda, kendini dikey besleyebileceği  alanları giderek azalacağından, çocuklar kendi hayatlarına döndüğünde annenin merkezi boş kalabilir ve ciddi yoksunluk hissi yaşayabilir.

 

Mutlu annenin çocuğu, mutlu olur.  Bence hayatta hiç bir şeyin tarifi yok. Yemek yaparken dahi aynı tarifle farkllı ellerden ne kadar farklı tatlar çıkıyor. Fark nedir diye soruyorsunuz, kimi diyor ki “sevgimi kattım”. Doğrudur da. Şunu şöyle yaparsanız çocuğunuz mutlu olur, şöyle söylerseniz böyle olur gibi reçete yok bu konuda, sadece öneriler olabilir. Kitaplarda tarif edilen çocuklarda kalmadı bu nesilde, kurallar da şartlar da değişiyor üstelik. Ancak hayat dengeden ibaret. İş yaşamı, özel yaşam, toplum, iç dünyamız. Hayatta her şeyde denge ile huzur mümkün ancak.

 

Bir annenin önce kendi dengesini sağlaması ve içsel huzurda olması önemli. İster çalışsın, ister çalışmasın.

 

Zaten olması gereken illa ki, 8.00-17.00 özel sektör çalışması değildir. Yani bu bir zorunluluk değildir. Önemli olan annenin ne ile meşgul olduğunda mutlu olduğu, beslendiği, geliştiğidir. Kendi ile ilgilenen, ilgi alanları olan, çalışsın çalışmasın kendine saygısı olan, kendini seven her anne, gurur duyulacak annedir. Çalışmak bir zorunluluk olmamakla birlikte, gönülden gelen istek bu ise çocuk bu adıma engel olmamalı ve vicdanı sarsmamalıdır, hepsi bu.

 

Kilit nokta ve sorulacak soru;

Anne, ne ile uğraşmaktan keyif alıyor? Anne keyif aldıkça huzur bulacak, çocuğuna da pozitif enerjisini aktaracak. Mutsuz olup ama belli etmemeye çalışan (!) annelerin haleti ruhiyesini tüm çocuklar anlıyor. Aslında çalışmak değil de “nasıl bir işte” çalışmak gerektiği düşünülmesi gereken konu olmalı. Çalışma ortamı, iş saatleri ve işten alınan keyiftir önemli olan ve anneyi iyi hissettirecek olan.

 

Birden çok karpuzu aynı koltukta taşırken, daha da fazla mükemmel olmaya çalışmayın.  Çünkü zaten öylesiniz!