Lulutata
Çocuklarımızı Ne Kadar Tanıyoruz?

Çocuklarımızı Ne Kadar Tanıyoruz?

Çocuk Gelişimi06 Mayıs 2016Uzm. Psk. Dan.Elvan Gezer Ucur

Bu yazının ulaşacağı anne ve babalara, onları ilgilendiren 2-6 yaş döneminin özellikle sosyal-duygusal gelişimlerine yönelik bazı genel bilgiler vermenin yararlı olacağını düşünüyorum. 

Okuduğunuz zaman sizleri mutlu eden veya endişe duymanıza neden olan durumların belki de ne kadar tanıdık olduğunu fark edeceksiniz. Ancak göz ardı edilmemesi gereken en önemli nokta bireysel farklılıklardır. 


Okuduğunuz kaynaklar ya da danıştığınız uzmanlar vasıtasıyla öğrendiğiniz bilgilerin, gelişim dönemlerine ilişkin özelliklerin bireysel farklılıklar ve farklı aile yaşantıları nedeniyle her çocukta farklı şekilde kendini gösterebileceği ve görülme sıklıklarının, sürelerinin aynı olmayacağı unutulmamalıdır. 

 


Ölçtüğümüz şey, o özelliğin çocukta var olup olmaması değildir. 
Önemli olan var olan bir özelliğin çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemine özgü olup olmadığı ve bunun bir davranış olarak yerleşmesini isteyip istemediğimizdir.



Doğdukları andan itibaren onlar için dilediğimiz güzel bir gelecek; yaratıcı, özgür, kendi kararlarını verebilen, ileriye dönük mutlu ve başarılı bir hayat çizgisi çizebilen bir yetişkin olabilmeleri için harcadığımız çabalarla biçimlenmeye başlar. Bebeklik döneminde gülüşlerini, ilk hecelerini, ilk adımlarını takip ederiz, hem hafızamıza hem de fotoğraf veya kameraya kaydederiz. Okul öncesi döneme girildiğinde de geleceğe yönelik umutların, planların ve bunların yanı sıra endişelerin anne ve babaların yaşamlarında, kararlarında, tutumlarında var olmaya başladığını görürüz. Bu noktada eğitmenler kadar anne ve babanın da bu dönem çocuğunu ne kadar tanıdığı büyük bir önem taşımaktadır. 



Yaşanılan birçok endişe çocuğun içinde bulunduğu döneme özgü özelliklerini bilmemekten kaynaklanabilmektedir. Sadece bedensel-motor ve zihinsel-dil gelişimi değil, sosyal ve duygusal gelişim de özellikle ilk çocukluk döneminde biçimlenmeye başlayan, ergenlik ve yetişkinlikteki davranışların, tutumların temelini oluşturan gelişim alanlarıdır. Bugün yaptıkları çalışmalarla özellikle ilk çocukluk döneminin gelişimini iyi bir şekilde takip eden ve gelişim alanlarının özelliklerini bilen bir çok akademisyenin, eğitmenin, alanında uzmanlaşmış kişilerin yurt içinde veya yurt dışındaki kaynaklarına ulaşmak çok kolay. Anne ve babanın en büyük şansı da bu kaynakları okuduklarında veya uzman bir kişiye danıştıklarında bilgilerin sadece teorik olarak kalmayacağı ve uygulamaya geçme fırsatlarının olabileceğidir. Çocuklarımız bu bilgileri, onlara yönelik tutumlarınızla, sözel ifadelerinizle kendi üzerlerinde denemelerinizi bekliyorlar. 



Çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemine ilişkin genel özellikleri bilmek, ihtiyaçlarını fark etmek ve bu özeliklere göre tutumlarımızı biçimlendirmek özellikle endişe duyduğumuz durumlarla başa çıkabilmemizi kolaylaştıracak, beklentilerimizi daha uygun hale sokacaktır.



Yaşamın birinci yılından sonra yürüme ve konuşmayla birlikte daha aktif ve daha bağımsız duruma geçiş yapan çocuk özellikle kazandığı tuvalet alışkanlığı ile özerklik dönemine de girmiş olur. Bu dönemin özelliklerinden biri de çocukların inatçı, tutturucu davranışlarıdır. Bununla birlikte aksi ve ters cevaplar verme gibi negatif yaklaşımlar, egosantrizm dediğimiz isteklerinin anında gerçekleşmesini isteyen, her şeyin kendisi için var olduğunu düşünen, kendisini her şeyin merkezi olarak algılayan ben merkezci davranışlar görülebilir. 5-6 yaşlarına baktığımızda oyuncaklarını paylaşmadaki isteksizlik, arkadaş veya ebeveynlerini paylaşamama durumu, anne ve babasını neden paylaşmak zorunda olduğunu anlayamadığı kardeşe yönelik tepkiler egosantrizm temelli olabilir. Yine çocukların negatif yaklaşımları karşısında ebeveynin çocukla güç savaşı içerisine girmesi bu tür davranışların gelişim özelliği olmasından çıkıp yerleşmesine neden olabilmektedir. 



Bu noktada disiplinden, kuralların varlığından bahsetmek gerekebilir. Çocukların, farklı ama bir bütün olan iki sosyal ortam yani okul ve aile içerisinde farklı davranışlar sergilemesi dikkat çeken durumlardan biridir. Disiplin veya kural denildiğinde baskıcı ve fırsat tanımayan, duygusal veya fiziksel örselenmeye neden olabilen davranışlar anlaşılmaktadır. Bu davranışların sonucunda çocuğun kendi yetişkin yaşamında gerek sosyal gerekse de duygusal açıdan sorunlar yaşayabildiğini söyleyebiliriz. Ancak olumlu ve doğru davranışların yerleşmesi, içinde bulunduğu sosyal ortama uygun davranılabilmesi için gerekli olan disiplin ne bir güç savaşı içine girmek ve gücünü göstermek ne de örselenmeye neden olabilen tutumlarda bulunmaktır. Okul içinde öğretmenlerin çocukların olumlu davranışlarını ön plana çıkardığını ve diğer çocukların birbirlerini bu şekilde model aldığını düşünürsek, bir öğretmen otoritesinin, öğretmenin uyguladığı disiplinin veya okul içinde yer alan kuralların ve bu kurallara uyulmasına yönelik beklentilerin olumlu sonuçlar göstermesi daha mümkündür. 



Amaç çocuğa özdenetim kazandırabilmektir. Dıştan denetimle değil, içten kontrol kazanmış çocuklar yetiştirmek önemlidir. Evde ise dönem dönem ortaya çıkan inatlaşma, korkular, isteklerinin anında yerine gelme beklentisi gibi durumlar aslında çocuğun özelikle okul öncesi dönem yaş gelişiminin bazı tipik özelliklerini taşıdığını göstermektedir. Çocukların ev ortamında daha rahat sergiledikleri bu özellikler anne ve babanın endişeli tutumları, otoriter olmak için güç savaşı içine girmeleri ya da demokratik olabilmek için fazla kabul edici davranışlar göstermeleri ile çatışma durumuna dönüşebilmektedir. Teorik açıdan kolay ama uygulama boyutunda yetişkinleri zora sokabilen çözümler aslında içinde bulunulan ev ortamı, aile içi ilişkiler ve çocuğun kişilik özeliklerine yönelik olarak değişebilmekte ve farklı zamanlarda farklı etkileşimler ortaya çıkabilmektedir. Ancak burada temel nokta, olumsuz olarak ortaya çıkabilen özelliklerin çocukların ileriki yaşamlarında bir davranış olarak yerleşmemesi için daha önce bahsettiğimiz bir ucu güç savaşı ve diğer ucu fazla kabul edici tutumlar olan çizgide doğru tutumu seçebilmektir.



Olumlu veya olumsuz davranış kalıplarının yerleşmesinde en önemli etkenlerden biri de yetişkinlerin tutumlarıdır. Özellikle 4–6 yaş çocuklarının yetişkin rollerini taklit ettikleri bir döneme girdikleri düşünüldüğünde yetişkinlerin tutumlarının önemi bir kez daha belirtilebilir.



Yine okul öncesi dönem çocuklarında isteklerini erteleyememe, istekleri engellendiğinde olumsuz tutumlar sergileme, yaşadıkları herhangi bir olumsuz yaşantı karşısında duygularını kontrol etmede zorluk yaşama söz konusu olabilir ki bu kardeş kıskançlığı, yeterli vakit geçirememekten kaynaklanabilecek anne ya da babaya karşı reddetme, inatlaşma ya da sürekli ilgi çekme şeklinde kendini gösterebilmektedir. 




Çocuğa gösterdiği olumlu veya olumsuz davranışta ulaştırmak istediğimiz mesajda ne anlatmak istediğimiz açıkça yer almalıdır. Bir yetişkine yönelik kullanabileceğimiz ifadeler çocuk için anlamsız olacaktır. Yine çocuğun içinde bulunduğu gelişim özelliklerinin yanı sıra doğuştan getirdiği ve belki de geri dönüp düşündüğünüzde kendi çocukluğunuzda da var olduğunu düşündüğünüz özelliklerin değiştirilemeyeceğini, ancak sergilediğiniz tutumlarla şekillendirebileceğinizi unutmayınız.